Ergen olmanın dayanılmaz zorlukları

 

Gerek eğitim alanında,  gerekse sıhhat alanlarında uzmanlaşmış kişiler insan hayatını çeşitli dönemlere ayırırlar.  Bebeklikten can verene kadar geçen müddeti her uzman kendi konusuna göre inceler, araştırır ve bu dönemlerin özelliklerini uzmanlıkları içinde anlatır.

Elbette bunlara saygı duymakla beraber kendi tecrübelerimden yola çıkarak genç insanların  ergenlik dönemine ait yaşadıkları kimi sıkıntıları ifade etmek istiyorum.

Bebeklik diye adlandırabileceğimiz 0-6 yaş dönemi insan hayatının en güzel dönemlerindendir. Ekmek elden su gölden büyürsün. Nasıl olsa her şeyi senin yerine tertip eden ve tasarılayan birileri de vardır.

6-11 yaş arası döneme  küçüklük/ilkokul dönemi diyebiliriz. Bebeklik kadar olmasa dahi yeniden de rahat bir dönemdir. Kaprislerine katlanılabilir. Dediklerinin çoğu yapılır, etraf çok umursanmaz, oyun, şamata, okul derken ne olduğunu anlamadan büyür gidersin.

12-20 yaş arası ise insan yaşamanın en zorlu, en problemli, en sıkıntılı dönemlerinden biridir. Bu dönemi 12-16 yaş arası ilk veyahut ön ergenlik 16-20 yaş arası son/geç ergenlik olarak adlandırabiliriz.

12-16 yaş çocukluktan ergenliğe geçiş olduğu için bazen çocuk bazen ergen olmak genci ve yakınlarını zorlar. Bazı anne-babalar bu senelerde genci anlamaya çalışmak ve dinlemek yerine işlerine geldiği gibi kabul ederler.

Bazen “sen konuşma daha yaşın kaç” ya da “büyüklerin her işine burnunu sokma” denirken  bazen de  “artık büyüdün eşek kadar oldun, hala bebek gibi davranıyorsun” söylemleri ile tenkit ederler. Bir yandan büyüklerin azarları ve ikazları ile yaşayan genç diğer yandan gelişen ve değişen bedenine söz geçiremez.  Yaptığı her sakarlık ve balanssız hareket neticesi verdiği hasarlar,  aile büyükleri tarafından yüzüne vurulursa  bir müddet sonra bu gencin özgüveni kaybolmaya başlar. Hem de “bende bir arıza var sanırım” “ne kadar salak ve beceriksizim” gibi düşüncelere kapılabilir.

Bu dönem insan hayatının en zor dönemlerinden biridir. Bazen yüzünde çıkan bir sivilce  veyahut biçim veremediği saçları yüzünden okula gitmek bile istemezken bazen de  manasız duygu karmaşası yüzünden morali ve neşesi hızla yer değiştirebilir. En büyük sıkıntısı büyüklerin ve karşı cinsin onu anlamaması ve değer vermemesidir. Hormonların hızla çalışmaya başladığı ve  akıl/mantık yerine duyguların baskın olduğu bir dönemdir.

Hayal kurmak bu senelerde çok güzeldir ve gencin en sık yaptığı işlerdendir. Çoğunlukla odasına kapanıp yalnız kalmak ister. Kendiliğinden yeni hayat biçimleri oluşturur, yeni sevgililer bulur, meslekler edinir. Hane içinde ruh gibidir.  Odası onun için en güzel sığınak yeridir. Arkadaşları ile bazen bilgisayardan,  bazen telefondan sohbette iken büyüklerin “artık yüzünü de göremiyoruz. Gittikçe bizden uzaklaşıyorsun” ikazları ile karşılaşır. Daimi can sıkıntısı, okul varken tatili özleme, tatildeyken okulu ve arkadaşlarını arama, geceleri sabaha kadar oyun ve sohbet ile geçirme, geç yatma isteği, daimi arayış içinde olma sıkça görülebilir.

Hayatın bu zorlu ve karmaşık döneminde  bazen öğretmenler,  bazen arkadaşlar ile kimlik ve ego çatışmaları da yaşanabilir. Bilhassa kalabalık ortamlarda kendini göstermek isteyen genç,  olduğundan daha değişik davranışlar içine girebilir,  değişik söylemlerde bulunabilir. Bu ortamlarla rezil edilmek, aşağılanmak onu daha da saldırganlaştırabilir veyahut içine kapanmasına sebep olabilir. Sanat-spor-müzik alanlarından yıldızlar onların idolleridir. Eflatuni bir aşkla bu yıldızlara bağlanırlar, onlarla yatarlar, onlarla kalkarlar.

16-20 yaş dönemi bir evvelki dönemde süregelen davranışların da görüldüğü fakat kişiden kişiye ve cinse göre değişkenlik gösterdiği bir dönemdir. Kimisi bu döneme daha erken girer,  bazı de daha erken olgunlaşarak bu dönemden kurtulur. Tabii kız erkek olarak farkların daha yoğun yaşandığı bir dönemdir. Her türlü otoriteye karşı gelme, hırçınlık, dik kafalılık, alınganlık büyüklerin dediklerine kabullenmeme sıkça görülen davranış biçimleridir.

Bu dönemde isyankarlık iyice tavan yapmıştır. Evde anne babalar,  okulda öğretmenler ile büyük bir rekabet yaşanır. Sanki bu iki grup en büyük rakiptir ve gencin gerçekleştirmek istedikleri önünde en büyük engellerdir. O yüzden birçoğu alelacele büyümek ve hemen 18 yaşını doldurmak ister. Yakın gelecekte gerçekleştirmek üzere tasarılanan hayaller için arkadaşlar bulunur, parasal projeler geliştirilir. Bilhassa lisede okuyanlar için başka bir şehirde üniversite kazanmak en büyük hedeftir. Kız talebeler arasında bu düşünce ilk sırada gelir diyebilirim.

Erkekler arasında ise sevgili edinmek hemen hemen en büyük hedef ve emeldir. Bazı gruplarda sevgilisi olmayana neredeyse  2. sınıf yurttaş gözüyle bakılır.  O yüzden genç, bulunduğu grupta yalnız kalmamak adına  kendine kesinlikle bir sevgili bulma arayışına girer. Bulursa da havasından geçilmez,  özgüveni artar,  yolda yürüyüşü bile değişir.

Bu dönemde arkadaşlar,  aile üyelerinden daha ehemmiyetli ve değerlidir. Yakın arkadaşların birbirleri için yapmayacakları şey yok gibidir. Bu dönem arkadaşlık bağlarının en kuvvetli olduğu dönemlerden biridir. O yüzden arkadaşlardan gelen darbeler de büyük hüsran yaşatır.

Onların sözleri, söylemleri, yaptıkları, davranışları gencin yaşamı üzerine net tesir eder. Birlikte aynı hanede yaşama, aynı şehirde üniversiteye gitmek için sözler verilir. Okul yaşamı ve derslerin monotonluğu bıkkınlık verici hale gelmeye başlar. Bunun üstüne bir de imtihanlara hazırlık ilave etti mi günler geçmek bilmez. Geceleri dışarı çıkma,  arkadaşları ile birlikte olma isteği yüzünden aile ile çeşitli meseleler ve tartışmalar yaşanır.

Lise ve üniversite seneleri gençlerin politikaya alaka duymaya başladıkları yıllardır. Politize olanların hayat biçimi ve arkadaş etrafını de buna göre oluşturdukları görülür. Politikaya alaka duyan,  ilgilenen gençler ile ilgilenmeyenler arasında derin uçurumlar oluşur, karşılıklı olarak suçlamalar,  küçük görmeler, aşağılamalar gibi davranışlar gelişebilir.

İster 12-16 yaş arası olsun,  isterse 16-20 yaş arası; her iki dönemde de anne-baba ve öğretmenlere ergenlik meselelerinin atlatılmasında çok büyük görevler düşmektedir. Ancak bırakın yardımcı olmayı bir hayli anne baba ve öğretmen bu dönemde negatif davranışlar sergiler. En kolayından gençleri daimi tenkit etmek/yargılamak/fırça atmak/küçük düşürmek/alay etmek/öğüt etmek/nasihat vermek/gelecek hayatına ve mesleğine karar vermek gibi yapılan bir hayli yanlış vardır.

Büyüklerin başta gelen en büyük yanlışlarından biri de karşılarında muhatap aldıkları ergenin/gencin kendi gibi düşünmelerini, hayatı kendi gibi görmelerini istemektir. İsimi üstünde ergen veyahut genç… Elbette bu dönemde hata ve yanlış  yapmaları kadar natürel bir şey olamaz. Ehemmiyetli olan sonradan çok pişman olacakları büyük hatalar yapmamalarıdır. Yoksa onlar yaşları gereği bir hayli yanlış yapacaklardır. Anne babaların ve öğretmenlerin görevi  sabırla, bıkmadan usanmadan bu konuda onlara yardımcı olmaktır. Hangimiz o dönemlerde yanlış işler yapmadık ki?

Bir de büyüklerin gençlere yardımcı olurken daimi kendi dönemleri, kendi gençlikleri ile mukayese eder yapmaları,  netlikle yardımcı olmadığı gibi bazen genç üzerinde ters reaksiyon yapabilir. Bundan daha da kötüsü bir takım ebeveynlerin,  kendi çocuklarını yakın akraba ve komşu çocukları ile mukayese etmeleridir. Hem de bazıları ablası veya ağabeyi ile de mukayese eder. Mukayese eden ergen/genç bu vaziyetten hiç memnun olmaz. İmtihan sonraları suallen “kaç aldın?” sualine verilen “85” cevabı “sınıfta daha yüksek alan var mıydı?”  gibi başka bir kıyas sualine sebep olabilir. Şayet yoksa bu vaziyet takdirle karşılanırken, şayet varsa “sen niçin alamadın?” “alanlar nasıl alıyor?” “demek ki  daha iyi not alınabilirmiş” sualleri ve değerlendirmeleri  gencin moralini yerle bir edebilir.

Aile içinde sık sık “Biz senin yaşındayken  büyüklerimizin yanında konuşamazdık dahi” “biz önceden sizin kadar rahat değildik” “hiç bir şeyimiz yoktu” “benim annem babam sana sağladığımız imkanları bizlere sağlasaydı neler yapardık neler” şeklindeki söylemler de hiç bir işe yaramaz.

Tabii bütün bunlara yanlış diyorsak “benim vaktimde bir şey yoktu, biz bahtsızdık. Aman benim çocuğumuz da aynı şeyleri hayatasın” diyerek  onu hiç bir şeyden yoksun bırakmamak hesabına her istediğini yerine getirmek  ve  gencin tüm taleplerini  sınırsızca karşılamak  da başka bir yanlıştır.

Neticede ergen olmak da zordur anne baba da… Hangisi daha zordur ona sizler karar verin.

Yazdıklarıma katılırsınız veyahut katılmazsınız onu bilemem, bunlar yalnızca benim şahsi görüşlerimdir.

Elbette bu konular  bir yazı ile bitirilemeyecek kadar uzun ve derindir. Başka yazılarda görüşmek umuduyla…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir