İnsanın değil, ağacın duası kabul olur

 

Yağmur duasına çıkan köylüler pek bilmez:

İnsanın değil, ağacın duası kabul olur.

Ki yeryüzü ve semanın sevişmesiyle ayakta kalır tabiat…

Ağacı kestiğinizde;

Yağmur da kesilir.

Orman bittiğinde kar darılır.

***

Bazı vakit ağustos ayında bile yağmurlar altında yürüdüğümüz bir şehirdi burası…

Ne zaman dünü anımsasam;

Gözlerimin önüne bir grilik, bir akşamüzeri karanlığı, bir koşturan insanlar, bir sıra sıra dizilmiş ve klakson kakafonisi oluşturmuş arabalar gelir.

Şimdi ise güz geldi; sonra kış…

Üç-beş gün önce yağmur yağdığında şöyle dedim:

“Yetmez fakat evet…”

Öyle ki, daha bir gün evvel yağmurlardan kaçan bu şehrin insanı, şimdilerde yağmura hasret kalmıştı.

Ve yalnızca biz değil;

Ülke, her metrekeresiyle bir kuraklığı yaşıyordu.

Yağmuru geçtik;

Peki, kar?

4 gündür bir ayaz soğuğunu yaşıyoruz. Ve yaşamak değil, hücrelerimizi öldürürcesine üşütüyor ayaz…

Ki sevgilim “Ben bere takmam” dememe karşın bere takmamın bir zorunluluk olduğunu dile getirdi;

Aldım ve taktım.

Ama kar?

Gözlerimiz aşkla bulutlara kesilmiş;

“Ey kar, ne zaman yağacaksın?”

***

Son 10 senede mevsimlerle alakalı kaleme aldığım yazıları toplasam 2 adet kitap çıkar. Ve yağmur ve kar; kim bilir kaç yazımın “merkezi” olmuştur.

Fakat bilmeli insan:

Sudur dünyayı canlı kılan;

İnsanı, köpeği, sincapı, ağacı, çiçeği ve karıncayı…

Ve hayat, yeryüzü ve semanın sevişmesi ile varlığını sürdürmektedir.

Aşağıda ağaçlar yağmuru çağırır; yukarıda ise yağmur ağaçları büyütür.

Biri yoksa;

Ötekisi de olmaz.

Ve şehir, ve ülke, ve dünya; kendisini “yaşıyor” kılan bir veyahut bir kaç şeyin günbegün azaldığını fark edebiliyor mu?

Yağmur ve kar yoksa kendisinin de olmayacağını aklına bir nebze de olsa getirebiliyor mu?

Yoksa, “Ben yaşıyorum ya, gerisi teferruat” mı diyor insan?

Hayatı, böyle mi yaşıyor?

***

Mevsimler alaka alanım benim…

Zira tabiat, mevsimsel farklıklarla var.

Ve ama tabiat, katledilmekte bugün…

Daha bir hafta önce, Bursa’dan İzmit’e doğru yol alırken pencereden taş ocaklarına baktım.

Öyle ki, kilometrekarelerce orman taş ocaklarıyla “çırçıplak” bir hale getirilmişti. Yeşilliklerin arasındaki kaya rengi sarılıklar alabildiğinceydi. Ve bazı taş ocaklarının ormansızlaştırdığı bölgelerde küçük kentler oluşturulmuştu.

Orada büyüyen çocuklar hiç bilmeyecekti;

Bir zamanlar ağaçlarla kaplı ormandı orası…

Ve tenimin bir bıçakla yüzülüşü gibi acı çektim o an…

Ağaçların da canı acırdı zira;

Ve bilmezdi yağmur duasına çıkan köylüler:

Sadece ağaçların duası kabul olur.

***

Anladınız mı?

Şimdi neden yağmuru özlüyoruz?

Ve kar neden yağmıyor?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir