Kadın sünneti ve kadın dünyası

Kadın üzerine yazılmış nice yazı, söylenmiş dünya kadar söz vardır belki. Bunların çoğu; kadını toplumun dışına iten ve onu öteki yaparak gündelik hayattan izole eden tarzdadır. Kadına uygulanan şiddet ve kadın cinayetleri, rıza dışında gerçekleşen cinsel ilişki, çocuk yaşta evlilik olarak adlandırılan pedofili, beden sömürüsü ve daha niceleri. Söz ettiğim negatiflikler Türkiye dâhil olmak üzere, en gelişmişinden en geri kalmışına; kadının soluk alıp verdiği her yerde gerçekleşebilmektedir. Tıpkı kadının sünnet edilmesi gibi! Kadın cinsel uzvunda zevk ve haz duygusu veren klitorisin kesilmesi olarak gerçekleşen kadın sünneti Afrika ve Asya’nın bazı kabilelerinde gerçekleşiyormuş gibi sunulsa da içinde gelişmiş ülkelerin de bulunduğu bir hayli coğrafyada olmaktadır. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER verilerine göre her sene 130 milyon kadın sünnet edilmekte, 2 milyondan fazla kadın ise sünnete bağlı komplikasyonlar yoluyla ölümle yüz yüze gelmektedir. Mısır’da kadınların %97’si sünnet edilirken diğer bir hayli Afrika ve Asya ülkesinde bu oran %60’larda izlemektedir. Hem Müslüman hem de Hristiyan kadınlara uygulanabilen kadın sünnetinde emel, bakire kadının haz duygusunu ortadan kaldırmak ve cinsel isteklerinin önüne geçmektir. Erkeklerde cinsel uzuv cildinin kesilmesi ile gerçekleşen sünnet olayında, erkeğin cinsel haz ve isteği ile ilgili her hangi bir negatiflik mevzubahis değildir. Lakin kadının haz aldığı organın kesilmesi istek ve haz duygusunu tamamiyle ortadan kaldırmaktadır. Hem de kimi bölgelerde klitorisin kesilmesinin hemen peşinden, kadın organının dikilerek ufak bir delik bırakılması şeklinde de gerçekleşebilmektedir. Kadının fikri veyahut onayı alınmaksızın olan bu toplumsal olay ne yazık ki kadını yalnızca toplumdan değil kendinde de uzaklaştırmaktadır. Namus tecrübe et ve bir hayli bölgeye göre cinayet sebebi olabilecek bir olgunun savunması emeliyle buluş edilen bu ananesel metot, erkeğin onayından geçerken kadının insan olduğu gerçeğini fazlasıyla göz ardı eder. 4 yaşından 40 yaşına kadar her kadına uygulanan ve hem sosyal hem psikolojik olarak yarattığı travmalar savsaklayan sünnet, kadını cinsel duyguları olmaksızın onu erkeğin yatağına hapsetmektedir. Bu dakikadan itibaren kadının cinsel istek duyması veyahut duymaması, haz alması veyahut almamasının hiç bir önemi yoktur zira asıl olan erkeğin cinsel istek duyması ve haz almasıdır. ”Kadına bunları neden yapıyorsunuz? ” diye bağıra bağıra sormak istiyorum. Sünneti gerçekleştiren o sözde insanların yakalarına yapışarak ”Hiç mi içiniz acımadı?” demek istiyorum. Bıçak, jilet hem de cam parçasının dahi kullanıldığı ve çağın çok çok gerisindeki ‘namus bekçiliği yöntemini kullanmak insan olarak sizin canınızı yakmıyor mu? Kadının kocaman tinsel dünyasını başına yıkma hakkını ananelere dayanarak normalleştiriyor olmanız ne kadar üzücü. Böm böm bakmamalı bazen, insan olduğumuzu anımsayıp iki çift kelam etmeli. Irak, Suriye ve İran başka dünyada değiller bizim yanı başımızdalar; Mısır, Kenya, Fas da başka dünyada değiller; Hindistan ve Endonezya da… Hem başka dünyada olsalar ne değişirdi ki? Kadın insan değil mi? İster bu kıtada olsun ister uçsuz bucaksız bir kıtada, ister bu dünyada olsun ister çok başka bir dünyada. Kadın kadındır. Bunun öncesinde kadın insandır. Ananenin ya da erkeğin emirlerini yerine getirmek için yaratılmış bir mal değil, duyguları olan ve erkeklerle eşit haklara sahip bir canlıdır. Bu sebepten ”Aman bizden uzak dursun.” demeyin, ”Tüh ya yazık.” demeyin. Ses olun. Ses olalım. Kadının kadınca ve insani yaşaması için elimizden geleni yapalım. Çünkü kadın toplumun tüm balanslarını içinde barındıran ve bu balansları mükemmel adaleti ve ince duyguları ile savunan eşsiz bir canlıdır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir