Zeki Müren’i sevmek, Arkadaş Özger’i anlamak…

zeki mürenBiz hepimiz önce küçük birer çocuktuk” der Arkadaş Z. Özger. Yalnızca 25 sene süren kısacık hayatı, 5 Mayıs 1973’te bilinmeyen bir sebeple geçirdiği beyin kanamasıyla son bulmuştur. Ölümüne konusunda en kuvvetli iddia, politik gerilimin tırmandığı günlerde faşistler tarafından tertip eden bir yurt baskınında başına aldığı darbeler neticesi yaşamını yitirdiği istikametindedir.

Kimlikte Zekai Özger olarak geçen ismi değil, Arkadaş’ı kullanır şiirlerine attığı imzada. Bu isme çok yakışır, o kadar yakışır ki, “Zekai” yalnızca bir harf olarak kalır resmi kayıtlarda, “Z”.

Dönemin maskülen tarzına karşı bambaşka bir söylem geliştirir. Hassas ve kırılgandır zira. Hemcinslerinin benimsediği maço kavramlara karşı yakınlık hissetmez hissedemez. “Sakalsız bir oğlanın tragedyası” ile erkek edebiyatına dokunur hem alay eden hem de onların pek bir sevdiği maçolukla. Fakat ne yaparsa yapsın maskülen edebiyatçılardan biri olamaz çünkü farklıdır. Mevzubahis farklılıktan rahatsız değildir, rahatsız olduğu tek şey şiirin ve hayata dair her şeyin üzerindeki bitmek tükenmek bilmeyen dayatmalardır.

“şair olmak kolay değil yavrum uzvun o kadar güzelken” der üstelik kabul edilmişlere karşın her defasında şair olmayı muvaffak olur.

Aşkı, devrimi ve daha bir hayli şeyi kendine mahsus üslubuyla anlatır. Satırlar arasına yaşayamadığı olanaksız aşkları sıkıştırır. Onun hissettiği aşkın rengi mavi veyahut pembe değildir. Naiftir, yoğundur ve en ehemmiyetlisi de bordodur.

Şiirleri ölümünden sonra “Sevdadır” isimli bir kitapta toplanmıştır oysa Arkadaş Özger, can vermeden önce “Şiirlerim bir gün basılırsa “Sakalsız bir oğlanın tragedyası”  ismiyle basılsın” demiştir. Ancak erkek egemenliğinin reddedildiği sakalsız şiire mesafeli yaklaşan yayınevi büyükleri, “Sevdadır” ismini topluma daha uygun bulduklarından bu vasiyeti görmezden gelirler.

“adi bir yaftası yamayarak üstüne

boyna genişleyen bir orospu gibi

genişledikçe küçülen bir orospu gibi

aşksızlığım küçültüyor beni”

Hiddetle başlayan her dizesi bir sonraki dizeyle hüzüne dönüşür. Taşıdığı hüznün temelinde, beraber yaşamak zorunda olduğu ancak kendini ait hissetmediği erkek bedeni yatar. Bedeniyle arasındaki kırgınlığın sebebi toplumun o bedene yüklediği sorumluluklar ve o sorumlulukları görmezden gelenlere karşı uygulanan tecrittir aslında. Elemi ve hiddeti birleştirir. Aşkın olanaksızlığını kabul faktörün, olanaksıza umut beslemekten daha az acı vereceğini düşünmek ister. Kendi umudunu kendi elleriyle yok edebilmek için çabalar zira bunu yapmazsa başkalarının yapacağını bilir. Fakat şiirlerine yansıyan savaşı hep umut kazanır “zeki müren’i seviniz” demesi umudunu yitirmemesindendir. Sevgi ile kastettiği şey mutlak sevgi değildir ki içinde görmezden gelinmeme hayali vardır.

“çirkin ve güzel orospu

vücudum. seni seviyorum”

Seçmediği bir bedeni sevmeye çalışır. Sever de üstelik. Onun sevdiği bedeni herkes sevmektedir, erkektir çünkü erkek olmak ehemmiyetlidir. Lakin iş ruhu irdelemeye geldiğinde erkek bedenini sevenler uygun adım geri çekilir.

“sayın bayan dursanıza gözünüze kuş kaçmış

bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine”

Erkek kimliğinin arkasında var olan öteki kimlikleri anlatır bir yabancı gibi, ama yabancı değildir ne söz ettiği duygulara ne de o duyguyu taşıyanlara.

“hergün

gövdemle büyüyen hüznümle”

……….”

Ruhunun sıkışıp kalmışlığını haykırır “Sığıntı Kuşu”nun içinden. Esaretten hüzüne hüzünden yalnızlığa yol alır.

“ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil

hasret bana ivedi dokunur yalnızken karanlıktan korkarım

sözgelişi mevsim kışsa yağmur yağıyorsa

mesela annemde yoksa yanımda

mesela, şimşekte çakıyorsa ben çok korkarım, ağlarım.”

Dizeler arasına annesini iliştirir. Bir çocuk kadar savunmasızdır, yetişkindir erkektir ve haliyle imtiyazlıdır fakat savunmasızdır. Görülenin arkasında annesine sığınarak yaşar. Bir nebze avunur gizlendiği anne figürünün göğsünde, o korkuyu yener ama çok sürmez birileri onu olduğu yerden çekip çıkarır zorla. “sonra bir gün anneler de can verir” demesi bundandır.

“şuramızda bir şey var

acıya benzer

umuda benzer

böyle günlerde her şey

hem acıya, hem umuda benzer” der.

Ve yeniden der ki; “can canı sever çocuk, ötesi yok bunun…” Evet ötesi yoktur bunun. Onun için aşk bu kadar yalın bu kadar tartışmasızdır.

Büyük harfleri ve noktalama işaretlerini kullanmaz uzun bir müddet. Düşündüğü gibi yazar, yazdığı gibi düşünür. Şiirleri neyse Arkadaş Özger de odur, Arkadaş Özger ne kadarsa şiirleri de o kadardır. Bugün (5 Mayıs) “pencereyi kapama gök dolabilir içeri” diyen Arkadaş Özger’in ölüm yıl dönümü. Keşke yerine tertip eden yarışmadan daha fazlası yapılsa. Keşke en şiir sevmem diyen kişinin dahi fikrini değiştirecek şiirleri daha çok insana erişse.

Kısacık da olsa bu dünyadan, kelimeleri dahiyane işleyen bir şair geçti ve ben ne vakit Zeki Müren’i sevsem o şair hep aklıma gelir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir